Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2013 Çarşamba

Ah be çocuk!..


Çok uzun süredir bloga yazı ekleyemedim.Aşağıda yazdıklarımı da 1 yıl önce yazıp taslak olarak kaydetmişim.Zaten ondan sonra da film koptu bende, hayata karşı takındığım önyargı, diyabet hastalığının içinde boğulup gitmelerim, uykusuz ve bol gözyaşlı gecelerim.Bazen umut dolu bir insanken, bir anda dünyanın en savunmasız ve karamsar insanına dönüşmelerim.Ruhumda yaşadığım depremler ve çöküntüler...Beni herşeyden olduğu gibi blogtan da soğuttu ve hiçbir paylaşımda bulunamadım sizlerle.Ama farkettim ki
ben yazarak iyileşiyorum.Hiçbir doktor, hiçbir hemşire ve hiçbir ilaç bana fayda etmiyor.O yüzden tekrar sayfama geri döndüm.Herkese merhaba.Geçen sene taslak olarak kaydettiğim, acım tazeyken yazdığım ve paylaşması bugüne nasip olan yazım aşağıdadır.




Yine aradın buldun,didik didik ettin,dünyadaki o kadar insanı kolaçan edip hedefini tutturdun ve gelip yine yanı başımda bittin tip hastalık.Hala şoktayım,hala bunun bir rüya olduğunu düşünüp kendimi çimdikleyip uyanmak istiyorum ama uyanamıyorum.31 Ağustos 2012 günü 4,5 yaşındaki oğluma tip 1 diyabet tanısı konuldu ve ben 10 sene önce yaşadığım herşeyi daha ağırlaştırılmış bir şekilde tekrar yaşıyorum.Günlerce süren tetkikler,yapılan ölçümler,alınan kanlar...Malesef ben gibi oğlum da diyabete yakalandı.Bana teşhis konulduğunda bu kadar üzülmemiştim.İnsülinimi yapar,yediklerime dikkat ederim demiştim ama çocuk öyle mi.10 sene önce "Ben iyiyim, bak insülin böyle kullanılıyormuş" diyerek teselli ettiğim, benim hastalığım yüzünden ömründen ömür giden annemi şimdi anlıyorum.Nasıl izah edilir, nasıl kabuk bağlar bu yara?Nasıl herşey tekrar eskisi gibi olur? Bir anne yüreği kaç gram insülinin iyileştirme özelliğine sahiptir?

Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi diyabet konusunda çok donanımlı ve iyi bir hastane.Bize insülin ve diyet tedavisinin yanı sonra psikolojik olarak da destek verdiler.İnsülin tedavisi gerçekten kabullenmesi zor ve zaman alan bir tedavi.Hele o ilk insülin yapma anı.Çocuğun senin gözlerine bakarken, ona iğne yapma duygusu..Hemşire hanım ilk insülini 45 derece enjektör yöntemiyle uyguladı.Bir sonraki insülini sen yapacaksın dedi.Bana anlattı anlatmasına ama dinleyen kim.O bir dakikalık zaman zarfında 10 sene boyunca başıma gelenleri düşündüm.İlk insülin yapma deneyimim,fazla ve az gelen insülinler sonucu yaşadığım hipo ve hiperglisemi durumları.Hemşire hanım insülini yaptı ben ağladım.İlk deneyimimiz bu şekilde oldu.Kalem yöntemini bildiğim için ben ertesi gün kalemle yaptım insülini.Ben eğitim odasından çıkarken, bitkin perişan halde başka bir anne geldi.Yanında kızı, elinde insülin kalemi.Kızının kolunu açtı, gözlerine baktı, inci gibi dökülen gözyaşlarını silip, kızının insülinini yaptı.Başını önüne eğip, koridorun sonundaki odaya giderek, kapıyı sıkıca kapattı.Ben öylece bakakaldım o anneye.Çünkü yaşadıklarımız aynıydı.Ben bu hastalığı bilmeme rağmen elim ayağıma dolaşmıştı.Hastane penceresini açıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum.Benim oğlum diyabetli değiiiiiiillllllll, bu işte bi yanlışlık vaarrrrrr.Doktorlar hata yapıyooooooorrrrrrr.Bağıramadım tabiki, tip 1 diyabetin tüm belirtileri vardı oğlumda.İçime doğmuş gibi ara ara evde şekerine bakıyordum.Bir ölçümde de 310 değerini görmüştüm.ve aslında kendim koymuştum teşhisi.Soğuk bir günde pencereyi açınca üşüyeceğini bilirsin ya, işte ben oğlumun hastalığını biliyordum ancak o pencereyi sımsıkı kapatmak istiyordum...

2 Aralık 2011 Cuma

yisssen de ölüyon yimissen de :))




Bundan 9 sene önce diyabetle tanıştığımda ilk yaptığım şey diyabet merkezine üye olup oradaki diyabetlilerle tanışmak oldu. Aynı hastalığa sahip insanları tanımak,onların hikayelerini dinlemek beni biraz rahatlatır diye düşünmüştüm..Okuldan yeni mezun olduğum için çalışma hayatına henüz başlamamıştım.Onun için hemen hemen her seminere ve eğitime katılıyordum.Her yaştan insan geliyordu oraya.Bir gün merkezin kurucu ortaklarından olan doktorumuz Galip bey diyabetin sinirlerde açtığı tahribattan,stresten uzak durmamız gerektiğinden bahsediyordu.''Öyle her şeyi kafanıza takmayın,şeker o kadar hassastır ki bugün hava bulutlu mu olacak diye düşününce bile iner çıkar''dedi.Galip beyin konuşması arka sıralardan gelen kocaman bir oflamayla kesildi.65-70 yaşlarında suratı beş karış,hayattan bıkmış,hani şu evlendirme programlarına gidip hiç olmadık zamanda olmadık sorular soran teyzeler var ya.Tam öyle bir kadın, biraz da cırtlak sesiyle şöyle dedi.

Teyze   : Hinci yavrım sen 2 satden beri burda anladıpdurusun.Yok şekeriniz yükselmecemiş,yok hava
               bulutlumumuş,yok stresden uzak durcemişiz.Benim gözü kör olasıca kiracı pare yatırmamış gene
               geçen ayda böle etdi bu dürsü.Cepde para yok pul yok.Sen hinci de baken bene benim şekerim
               nasıl yükselmecek.

Toplantı salonundaki herkes kahkahaya boğulur....

Doktor :Teyzecim benim de size anlatmak istediğim bu.Bu tür durumlara karşı her zaman temkinli olmanız
             gerekiyor.Öfkenizi kontrol altına almalısınız.

Teyze :Öfkemi gontrol etcemişim hunun dedini bak.ben para yok deyon sen ne deyon.

Aynı teyze diyetisyenimiz geldiğinde şöyle bir konuşmaya imza attı.

Diyetisyen    : Arkadaşlar öğünlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor.Hepinizin mutlaka karbonhidrat
                        sayımını öğrenmesi gerekiyor.Öğünlerinizde yediğiniz ekmek dilimine,proteine,nişastaya
                        herşeye dikkat etmelisiniz.
                   
Teyze           : A yavrım önümüz bayram ben hinci baklavı bilen yimecen mi?

Diyetisyen   : Hayır teyzecim.Şekeriniz düşerse belki ama normal zamanda yememeniz lazım.Özellikle
                        ağdalı tatlılara çok dikkat etmeniz gerekiyor.
             
Teyze          : Bunun biri pare almecen sinir olmecen deyo.Biri de datlı yimecen deyipduru.Kim dinnecek ona.
                      Yisssen de ölüyon yimissen de...

Toplantı salonunundaki herkes gülme krizine girdiği için toplantıya bir süre ara vermek zorunda kalmıştık.

Aslında her diyabetli bu teyze gibi.Kendimizi ört bas etmenin bir anlamı yok.Kafaya takmayalım diyoruz
ama insan hayatta bazen öyle şeylerle karşılaşıyor ki şeker,tuz dinlenmiyor valla.Bazen de canımız tatlı birşeyler çekiyor.Yada zamansız karnımız açıkıyor. İçimizde hesaplaşma başlıyor hemen.Yok bunu yememem lazım,şimdi yesem şekerim şu kadar olur.Sonra başıma ağrı girer.Yada yerim bir sonraki öğünde insülini fazla yaparım.Karşıdan da pek güzel görünüyor.Yisssenn de ölüyon yimissen de durumları hepimizde oluyor anlayacağınız.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Dünya Diyabet Günü

Bugün dünya diyabet günü.Aynı zamanda insülini bulan Kanadalı doktor Frederick Banting'in de doğumgünü. Milyonlarca diyabetli şu an insülin yaparak hayatını devam ettirebiliyorsa bu O'nun ve arkadaşlarının başarısıdır.İnsülinin bulunmasından bu yana insülin pompası dışında bir buluşa imza atılamamış olması,kronik bir hastalığımız olmasına rağmen her iki yılda bir ilaç raporu almak zorunda olmamız,hayati önem taşıyan şeker ölçümlerini yapmak için striplere para ödemek zorunda olmamız ise bizim başarısızlığımız.
Aslında bugün diyabetin zorluğundan,çaresizliklerimizden,sıkıntılarımızdan bahsetmek istemiyorum.
Bugün anlatmak istediğim çektiğim resimdeki salyangoz gibi hayata tutunmak zorunda olduğumuz...
Bir sonraki 14 Kasım'ları Dünya Diyabet Bayramı olarak kutlamak dileğiyle...

14 Ekim 2011 Cuma

Tip 1 Diyabeeett ben de tip biriyimdir :)) 2




İlk yazımda diyabetin hayatıma girişini anlatmıştım.Yine kaldığım yerden devam ediyorum.
Hastanede benim olduğum bölümde kanserli hastalar vardı daha çok.Gün aşırı birileri ölüyordu,çığlık sesleri yükseliyordu odalardan.Onları gördükçe benim hastalığım ne kadar basit en azından çaresi var diyordum.
Yan odamda Suat diye biri yatıyordu.Lenf kanseriydi.30'lu yaşlarda efendi bir çocuğa benziyordu.Her Cuma nişanlısı gelirdi,bahçede dolaşırlardı.Gelecek günleri konuşup,evliliğe dair planlar yaparlardı.Ben de hastanenin buğulu camlarından onları izlerdim ve Suat abi için dua ederdim.Onun hastalığı baya ilerlemişti,artık ilaçlar bile çare değildi.Bir gün hemşire kolumdan damar yolu açtı,çok canım yanmıştı.Acıya ve iğnelere karşı vücudum uyuşmuştu ama o iğne canımı çok yakmıştı.İğne iyice damara dayanmıştı ve şişmeye başladı.Acı içinde ağlamaya başladım.Odada kimse yoktu.Suat abi koridordan geçerken beni gördü.Hemen hemşireyi çağırdı.Sonra o yorgun gözleriyle bana baktı.''Ağlama artık bak çıkardılar.Birazdan geçecek'' dedi.Dedi ama ben daha çok ağladım.Çünkü biliyordum ki onun acısı geçmiyor.O gencecik bedenine karşı savaşıyordu.
O akşam moral olsun diğer odalardaki gençlere toplanıp okey oynadılar.Suat abi beni de çağırdı.Oyun çok heyecanlı gidiyordu.Suat abiyi ilk defa kahkaha atarken görmüştüm.Patavatsız bir kız.''Senin eline koluna serum bağlı değil.Karşıdan bakınca da hasta gibi durmuyorsun.Senin neyin var?''diye sordu.''Var işte birşeyler''dedi Suat abi.Kız üsteledi ''İyi de neyin var,öyle değil mi arkadaşlar aslan gibi çocuk,sen niye yatıyorsun burda?'' diye sordu.''Lenf kanseriyim''dedi Suat abi.''Hiç kanserli gibi görünmüyorsun'' dedi patavatsız kız.Baktık gördük ki kız laftan anlamıyor.Odalarımıza dağıldık...
Hastane günleri çok zordu.Hastalığı kabul etmekten daha zordu.Bir gün enjektör kullanmayı öğretmek üzere birkaç hastayla birlikte bizi eğitime aldılar.Vücudumuzun hangi bölgelerine iğne yapacağımızı gösterdiler.''Şimdi hep beraber öğle yemeği için iğnelerimizi yapalım'' dedi hemşire.''İnsülin dozlarınızı ayarlayın,göbeklerini açın,göbek deliğinden 3 parmak ileriye insülini enjekte edin.''Yaşlı bir teyze vardı.''Aman yavrım ben edimecen bu işe''dedi.Hepimiz güldük ama biz de korkuyorduk.Nasıl olacaktı yani günde 4 kere kim uğraşacaktı bu işle.
Kim hergün karbonhidrat sayacaktı,kim kan şekerini ölçecekti?Ellerimiz titreye titreye ilk insülinlerimizi yaptık..
Öğle yemeğinden sonra diyetisyen karbonhidrat sayımını öğretti,nelerden ne kadar yiyeceğimizi,hipoglisemi ve hiperglisemi durumlarında neler yapacağımızı anlattı.O gün rahat uyudum.''İnsan bilmediği şeyden korkar''diye bir söz vardır.Bu hastalığı öğrenmiştim artık ve korkmuyordum.Ama ertesi gün...
Ertesi gün vizitelerde nadir de olsa gördüğüm bir doktor geldi.''Eveeettt şeker kız.İnsülin yapmayı öğrenmişsin ama senin pompa kullanman gerekiyor dedi.''O ne''dedim.''İşte böyle cep telefonu gibi beline takıyorsun, kablosu var, iğneyle karnına monte ediliyor sana ihtiyacın kadar insülin veriyor bu pompa''.''Kullanmasam olmaz mı,ben de diğer hastalar gibi enjektör kullanayım.Bu makinayı takmak istemiyorum''dedim.''Olmaz senin hastalığın biraz daha ileri safhada bu pompayı kullanman gerekiyor,iğne sana göre değil.İleride şekerin inip çıkacak,çocuk sahibi olmak isteyeceksin,bu pompa senin için daha iyi''.dedi ve odadan çıktı.O gün akşama kadar ağladım.Ben nasıl kullanacaktım bu makinayı,bir tişört,badi giydiğimde belli olacaktı.Sonra asla yüzüstü uyuyamayacaktım.Daha 19 yaşındaydım,giyim kuşam,güzel görünmek benim için insülin üretiminden çok daha önemliydi.Böyle zamanlarda aklıma garip şeyler gelme konusunda üstüme yoktur.Petek Dinçöz'ü düşündüm:))
Dümdüz bir karnı vardı,ne giyse yakışıyordu.benim karnım da ise iğneyle vücuduma bağlı kablolar olacaktı.O kadar çok ağladım ki,gözlerim kan çanağına döndü,şişti.Suat abi geldi,niye ağladığımı sordu.Olanları anlattım.İçinden ''Ne şanslısın en azından yaşayacaksın,tak işte o makinayı ne fark ederki gözüksün varsın.Benim durumumda olsan ne yapacaksın''der gibi bakıyordu.Ama her zamanki efendiliğiyle hiçbirşey demedi.''Anladım...üzüldüm belki başka bir çaresi vardır.Araştıralım,doktorlara soralım''dedi.Kafaya koymuştum.o iğneleri yapacaktım ama bu makinayı takmayacaktım.Babamdan diyabetle ilgili bulabildiği bütün kitap ve dergileri bana getirmesini istedim.Günlerce okudum,okudum,okudum...Ama mutlaka pompa kullanmanız gerekiyor gibi ifade hiçbir kaynakta yoktu.O doktor bana yalan söylemişti.Başka doktorlarla konuştum,bana verilen kasetleri dinledim.Daha derine indiğimde gördüm ki bu bir yarış için söylenmiş bir yalandı.Cihaz satıp da prim alabilmek için söylenmiş bir yalan.Her sene Antalya'da Diyabet seminerleri oluyormuş ve doktorlara sattıkları pompa başına prim veriyorlarmış.Bu ülke nasıl bu hale geldi deyip bir daha ağladım.Ertesi gün doktorun karşısına dikildim ben bu makinayı kullanmayacağım,insüline devam edeceğim dedim.Gerekçesini yüzüne vurmaya utandım ama anladım ki onlar yutturabildiklerine veriyorlardı bu pompadan.Aslında insülin pompası enjektörden çok daha kullanışlı ve sağlıklı.Ama doktorun bu tavrı bir kere soğutmuştu beni...
Hastaneden ayrılma vakti gelmişti.O kokudan ve vücudumdaki morluklardan kurtulmak istiyordum artık.2 hafta boyunca tanıştığımız herkesle vedalaştık.Suat abiye moral verecek birşeyler yazıp vermek istedim ama cesaret edemedim.Ziyaretine gelirim birkaç gün sonra diye düşündüm..
Okula döndüm,normalde devamsızlıktan kalmıştım ama hocalarım dahil herkes çok yardımcı oldu.Yurttan ayrılıp eve çıktık.Arkadaşlarım bana teselli veriyordu.Diyet yemekler yaparız hem biz de sayende zayıflarız,sağlıklı besleniriz diye.Ev arkadaşım Gülbahar birgün eve geldiğimde sana bir sürprizim var dedi.Mutfaktan güzel kokular geliyordu.Tatlı canım istediğinde kullanırım diye aldığım diyabetik şekerden bana kek yapmış.Çok duygulanmıştım,çay demleyip bir güzel yedik keki.1.dönem bitmeye yakındı,sınavlara sonradan girdiğim için herşey karışmıştı.Memlekete dönmemize az kalmıştı.Birden Suat abi geldi aklıma.Onu unutmuştum.Denizli'ye dönmeden bir kez daha görmek istemiştim.O gün okul çıkış hastaneye gittim.Suat abiye iyileştiğimi,normal hayata ayak uydurduğumu.İnsülinlere de alıştığımı söyleyecektim.Merdivenlerden çıkarken annesini gördüm.Gözleri şişmiş,bitkin bir şekilde merdivende oturmuş ağlıyordu.Soramadım,Suat abi odada mı,yerinde mi diyemedim.Hemen odasına koştum.Yatağı boştu.Yan odalarda tanıdıklarımdan birileri var mı diye bakındım.O patavatsız kız vardı.''Suat abi nerde yatağını toplamışlar''dedim.''O öldü''dedi.
Donakaldım.neden,niçin,ne zaman diye sormadan ayrıldım hastaneden.Ağlaya ağlaya eve gittim.Yapamamıştı demek ki.Vücuduna yenik düşmüştü.Nişanlısını,anacağını bırakıp gitmişti...Çıkınca yine haberleşiriz diye annesi Suat abinin cep telefonu numarasını vermişti bize.Birgün eşyalarımı toparlarken o kağıt geçti elime.Arasam dedim şimdi kim çıkacak karşıma.Ne diyeceğim...
Onun için şekerler umudunuzu kaybetmeyeceksiniz,ne olursa olsun güleceksiniz ve ölene kadar savaşacaksınız...

12 Ekim 2011 Çarşamba

Tip 1 Diyabeeett ben de tip biriyimdir:)) 1




2009 yılının Nisan ayıydı.İzmir'de üniversitede okuyordum.O aya kadar gayet normal giden bir yaşantım ve düzenim vardı.Ama Nisan ayının başlarında hızlı bir kilo kaybı yaşadım.Normalde uykuyu hiç sevmeyen ben yataktan sürüklenerek uyanıyordum.Derslerde,otobüste,yurtta heryerde uyukluyordum.Variller dolusu su içsem bile susuzluğum hiç geçmeyecek gibi geliyordu.Normalde tatlıyı da sevmeyen ben annemin gönderdiği reçel kavanozlarını dibine kadar sıyırıyordum.Üzerimde anlam veremediğim bir yorgunluk hali vardı.Okuldan yurda dönüş yolunda merdivenleri bile çıkamayıp arkadaşlarımdan yardım alıyordum ve 2-3 hafta içinde 10 kilo verdim.Vücudumdaki bu değişiklik beni çok tedirgin ediyordu.Ama doktora gitmeyi hep erteledim.Sınav stresindendir,gelir geçer dedim.23 Nisan tatili gelmişti ve memleketlerimize gidecektik.En yakın arkadaşım İstanbulluydu ve onunla tanıştığımdan beri hayalimiz birlikte İstanbul'a gidip,şehrin altını üstüne getirmekti.Beni davet etti o hafta ''hadi gidelim bak ne güzel 1 hafta kalırız işte''dedi.Çok istememe rağmen teklifi geri çevirdim,bir sürü bahane uydurdum ama geçerli de bir bahanem yoktu aslında.Neyse ben Denizli'ye geldim O da İstanbul'a gitti.
Anneme son bir aydır yaşadığım sağlık sorunlarımı anlattım.Hastalık hastası bir insan olduğu için kendileri hemen anlamış belirtilerden.Ertesi gün birlikte doktora gittik.Açlık şekerim 325 çıktı.Bizi diyabet cemiyetine yönlerdirdiler.
Artık bilmiyorum doktorun tecrübesizliğinden mi yoksa benim durumumun ciddiyetinden mi doktor şöyle bir açıklama yaptı anneme,babama ve bana.''Böyle birşey nasıl söylenir bilmiyorum ama birçok genç çağımızda bu hastalıkla boğuşuyor.Malesef sen de aynı hastalığa yakalanmışsın.Üzülerek söylüyorum ki kızınız tip 1 diyabet.''Bu ne yaa dedim.Ben de ağır bir hastalık adı söyleyecek herhalde ne tip adı da Tip 1 Diyabet :))
''Eğer İzmir'de okuyorsan burda vakit kaybetmeyin,Ege üniversitesine yat,orda tedavi ol'' dedi doktor.Eve gittik ama Tip 1 diyabetle ilgili hiçbir bilgimyoktu.Eşyalarımı hazırladım.Yola koyulduk,yolda sürekli uyuduğum için annemler beni uyandıramamış ve endişelenip Ege Üniversitesinin aciline götürmüşler.Acilde gözümü açtım.Doktor ''Ne şikayetin var?''diye sordu.''Aslında hiçbirşeyim yok sadece bu ara çok susuyorum,10 kilo verdim ve sürekli uyumak istiyorum'' dedim.Yarım saat sonra aynı doktor geldi ve ''Sen az önce hiçbirşeyim yok dedin ama şekerin 565 çıktı'' dedi.O ne be otobüs numarası gibi dedim.Bizim kampüse gelen beleş öğrenci otobüsleri vardı.525-568 hep böyleydi numaraları.Bornovalılar iyi bilir.O otobüsler geldi işte aklıma nedense:))Sonra vücudumun değişik yerlerinden kan aldılar ve ertesi gün babamlar hastaneye yatış işlemlerimi yaptı.Tam 2 hafta kaldım orda...
O iki hafta bütün hayatımı,çocukluğumu,annemi,babamı,abimi,arkadaşlarımı,yediklerimi,içtiklerimi,geleceğimi düşündüm.Düşündüm ama düşünmek kar etmiyordu.Hala tam olarak bilmiyordum bu hastalığı,başıma neler geleceğini...Hergün hemşireler gelip iğne yapıyordu.Şu kadar ekmek yiyeceksin,bu kadar karbonhidrat tüketeceksin diye birşeyler anlatıyorlardı.İyi tamam yeriz diyordum.Ama ben hala farkında değildim olanların.Hastane ortamında o kadar çok sıkılmıştım ki kendime eğlence yaratıyordum.Mesela bir vizite esnasında uzman dr sordu.''Kızım neden düşmüyor senin bu şekerlerin'' dedi.''Çelme taksam düşer mi hocam'' dedim.Bir başka vizitede de Profesör doktorlara  ''Hastamızın madde bağımlığı var mı?'' diye sordu.''Yaa annemlere söylemiyecekseniz bişey sölücem aslında ben esrar kullanıyorum''dedim:)) ''Eğer öyle birşey varsa hemen müdahale etmemiz gerekir.Hastanın kan tahlillerini görmek istiyorum'' dedi profesör.
Tabiki yoktu öyle birşey.Değil esrar kullanmak,annem bize margarin,cips,şeker bile yedirmezdi.Hep doğal beslendik.Neyse bir gün son sınıf tıp öğrencisi bir çocuk geldi.''İğne yapmayı öğrendin mi Münevver?''diye sordu.Ben de her zamanki pişkin halimle ''Ne gerek var hemşireler yapıyor ya''dedim.''Öğren istersen bu iğneleri hayatın boyunca kullanacaksın''dedi.O an beynimden vurulmuşa döndüm.O an anladım ki bu hastalık geçmeyecekti,iğneler benim arkadaşım olacaktı.Parmaklarımı kevgire çeviren bu şeker ölçümlerini sürekli yapacaktım.O an anladım ki ben Tip 1 hastalığa yakalanmıştım :)))
Devamı Gelecek...