BENCE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BENCE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ocak 2012 Pazar
HOŞÇAKAL DEDE
Çok konuşmazdı O
Küfürü hiç sevmezdi,edene de kızardı
Her gittiğimizde yerindeydi
Kendi halinde bir adamdı O
İhtiyacı olmadığı halde sırf boş durmamak için
Sokaklarda simit satan,plastik şişe toplayan adamdı O
Bir erkeğin olması gerektiğinden fazla duygusaldı
Her bayram,bir bayram sabahı ölen anneciğine ağlardı
Herşeye rağmen şükreden dedemizdi O
Bugün O'nu kaybettik ve O'nu anlatan en güzel resim bu
Son nefesini verdiği,uğruna şehirdeki rahat hayatı elinin tersiyle ittiği
Bahçesine çiçekler ektiği,çatısını bilmem kaç kere tamir ettirdiği ev
Yaz sabahları bu kapının önünde kahvaltı etmek gibisi yoktu bizim için
Biz yine yarın o kapının önünde olacağız dedeciğim
Ama bu defa ağlatacaksın bizi...
10 Ocak 2012 Salı
Arkadaş Şarkısını Duyunca...
Bugünlerde en çok dinlediğim şarkılardan biri bu.Sezen'in şarkıda da dediği gibi aranıza hayat girse de ,uzun zaman görüşemeseniz de biraraya gelince sanki dün ayrılmışsınız gibi muhabbete kaldığınız yerden devam edebildiğiniz arkadaşlarınızın olması ne güzeldir.
En çok onlara anlatılır dert,tasa,aşk,korku,acı,mutluluk,hüzün...Saçımı hangi renge boyasam acaba diye eşinize sorsanız en çok on dakika muhabbet edersiniz ama bir kız arkadaşla konuşulursa bu konu üzerine bir makale bile yazılabilir.Ve en çok onunla güzeldir eşinizi çekiştirmek.Çünkü O'nun eşi de sizinki gibidir:))
Başkası anlamaz siyah olan ruh halinizi,herşeyi yakıp yıkıp gitmek istemenizi.Sadece onlar anlar,çünkü onlar da sizinle aynı hormonları salgılar ve aynı depremleri yaşarlar içlerinde...
Hastalandığınızda telefonunuzu susturmayan yine onlardır.Sen aramasan da arayan,doğumgününde seni ilk hatırlayan,kına gecende tepsini tutan,doğumda çocuğunu kucaklayan,gazını çıkaran,senin için endişelenen,evinin dağınıklığına aldırmayan,beş parasız kaldığında destek olan,saçma sapan hayallerini dinleyen hep onlardır...
Ne güzeldir bütün bunları sana karşılıksız yaşatan ve bir telefon ettiğinde koşup gelecek bir arkadaşının olması ve ne acıdır koca bir ömre hiçbir arkadaşın sığdırılamaması...
5 Ocak 2012 Perşembe
GIYBET KUYUSU
Bugünlerde beni en çok rahatsız eden,içimde bulunduğum ortamı terk edip kaçıp gitme hissi yaratan ve beni için için kemiren en büyük sorun gıybet.Bence çağımızın en büyük problemi ne ekonomik kriz ,ne açlık ne de doğal afetler.
Birçoğumuzun en büyük sorunu ve bizleri farketmeden,için için yiyip bitiren en büyük hastalığı gıybet.Herhangi bir rahatsızlığınız olsa ilaç kullanırsınız,doktora gidersiniz bir şekilde müdahale edersiniz.Fakat gıybet iki hap atsanız düzelecek bir durum da değil.'' Hele hele çalışma hayatında o kadar çok düşülüyor ki bu gıybet kuyusuna.
''Falanca şu raporu yanlış yazmış biliyormusun,bilmem kim eşiyle tartışmış,filancanın maaşı benden 3 kat fazlaymış halbuki hiçbir iş yaptığı da yok.'' Bir çok defa beni de çekti bu gıybet kuyusu.Bazen gerçekten düştüğüm, hatta dibe vurduğum zamanlar oldu.Ama kuyunun derinliği ve karanlığı beni hep korkuttu.
Ne kadar çok seviyoruz birbirimizin açığını aramayı,ne iyi beceriyoruz hatalarımızı birbirimizin yüzüne vurmayı,''bak gördün mü benim lafımın altında kaldı gıkı bile çıkmıyor'' durumlarını ne kadar çok yaşıyoruz.Bizim hiç mi yanlışımız yok,hiç mi yanlış anlaşıldığımız durumlar olmuyor.Her zaman doğrumuyuz,yüreklimiyiz?
Kuran-ı kerimde de demez mi '' Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.''
Ben çareyi gıybetini ettiğim kişilerle konuşmakta buldum.Gidip konuşuyorum,''durum böyle böyle,ben senin bana söylediğin şu lafa çok bozuldum,hatta şu hareketine uyuz oluyorum.''diyorum. Bazen ters tepki verenler oluyor.Bazıları saygıyla karşılıyor.Ama inanın gidip konuşmak,başkasının yanında o kişiyi çekiştirip vicdan azabı duymaktan,kişiliğinizden ve inançlarınızdan ödün vermekten ve olayın uzayıp saçma sapan noktalara gelmesinden çok daha iyi.
Oğluma dahi küçük yaşta bu durumu aşılamaya çalışıyorum.Oyun oynadığı arkadaşıyla kavga ediyor.Gelip bana şikayet ediyor.''Ben ona kızdım,bana vurdu ve şöyle şöyle söyledi ''diyor.Git diyorum bunları onun yüzüne karşı şöyle,bana şikayet etme,rahatsız olduğunu bildir.
Hasta nesiller yetiştirmemek için çocuklarımızın giydiği ayakkabı markasını,gideceği okulu,seveceği kızı,bineceği arabayı araştırdığımız kadar ahlakının da üzerine düşmemiz gerekiyor.Düşmediğimiz zaman işte böyle birçoğumuz o gıybet kuyusuna düşüyoruz.Yaş ilerledikçe de ne bir merdiven yetiyor o kuyudan bizi çıkarmaya ne de koca bir halat.
14 Aralık 2011 Çarşamba
2011
Bu sene dibe vuruşu gördüm...
Tekrar yükselişe tanıklık ettim...
Arkadaşlarımın hayatımdaki değerini bir kez daha anladım...
Paranın varlığının ve yokluğunun bir insanı nasıl çirkefleştirdiğine birçok kez şahit oldum...
Bu kişi iyidir dediğim insanları hiç tanımadığımı anladım....
Geçmişe dönmeyi en çok bu sene istedim...
En çok bu sene empati yaptım ve bu kadar çok empati yapmanın ruh sağlığıma olan negatif etkilerini fark ettim...
Egonun bir insanın benliğini nasıl yok ettiğini ve nasıl mide bulandırdığını gördüm...
Tekme tokat dövmek istediğim,yüzüne bakılmayacak insanlara nasıl tahammül edeceğimi öğrendim...
Başı örtülü bir kadına başı açık olanların inançsız olmadığını,onların da müslüman olduklarını anlatamadım...
Başı açık bir kadına da başı kapılı olanların yobaz olmadığına,gerici olmadığına inandıramadım...
En çok bu sene üzüldüm insanların dış görünüşleri ve dini inançları yüzünden birbirlerine bu kadar önyargılı davranmalarına....
En çok bu sene oğluma yetemediğim için üzüldüm....
En çok bu sene diyabeti ihmal ettim...
En çok bu sene bu şehirden kaçıp gitmek istedim...
En çok bu sene çocuk olmayı çok istedim ve sanırım en çok bu sene ağladım....
9 Aralık 2011 Cuma
sil baştan
Hayatı sil baştan yaşasaydım eğer kesinlikle kimseyi dinlemez tiyatrocu olurdum.....
Keman çalardım......
İlkokuldan sonra okumazdım....
Ciğeri beş para etmez insanları hayatıma sokmazdım......
Mesafeli olmak nedir bilirdim......
Herkese olduğu kadar değer verip tepeme s....mazdım.....
Paraya birazcık da olsa değer verirdim....
Doğumdan sonra oğluma kendim bakardım.....
İnsanları değiştirmeye çalışmazdım....
Kendimi daha çok düşünürdüm......
Çocukken daha çok aburcubur ve şeker yerdim....
Küçüklüğümdeki gibi köyde yaşardım....
Bu kadar dürüst olmaya çalışmazdım....
İki yüzlü olamasam da bi denerdim.....
Hayata sil baştan başlayamadığım için sanki bütün bu yapamadıklarım beni hayattan siliyor gibi geliyor bazen....
30 Kasım 2011 Çarşamba
Güven meselesi
Son günlerde yaşadığım olaylardan,bu zamanda insanların birbirlerine güvenlerinin olmadığını daha bir iyi anlamış bulunmaktayım.Anneler çocuklarına,kardeşler birbirlerine,kadın kocasına,işveren işçisine,hasta doktoruna,ev sahibi kiracısına,müdür memuruna,müslüman aleviye,batılı doğuluya,kimse birbirine güvenmiyor,güvenemiyor...Oysa bir insan niye yaşar ki bu dünyada,birileri bize güvenemiyorsa nefes almamızın ne anlamı var ki?Ben böyle düşünüyorum...Aksini düşünenlerinin varlığını hayal etmek bile korkutuyor beni...
11 Kasım 2011 Cuma
Gerali Köyü
Güzel köyümden bayram manzaraları...
![]() |
| Babaannemin odun ateşinde pişirdiği kurban eti |
![]() |
| Anneannemin bahçesinden pırasa |
![]() |
| Tere |
![]() |
| Marul |
![]() |
| Annemin diktiği nar ağaçları |
![]() |
| Yine annemin gözü gibi baktığı zeytin ağaçları |
![]() |
| Ayva |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















