30 Ocak 2012 Pazartesi

Ben insanım anne








Çok yazasım yok bu ara.İnsan bir yakınını kaybettiği zaman hayata devam etmeyi,yemek yemeyi,gülmeyi yakıştıramıyor kendine bir süre.Ama o süre de bir süre sonra doluyor.İster istemez hayata karışıyorsun.
Geçen gün ''Anneeee kooooşşş çişim geldi '' diye bağıran oğlumu tuvalete götürdüğümde biraz altına kaçırmış olduğunu gördüm.Oğlum kaç yaşına geldin bak sen büyüdün artık neden hala altına kaçırıyorsun dediğimde şu tokat gibi cevap sarstı beni.''Ben insanım anne,insanlar böyle hatalar yapabilir!..''
Kendini savunmak için ne kadar doğru bir yöntemdi en doğru ve anlaşılır cevabı vermek.Hiç kaytarmadan,hissettiğini söylemek.Evet o bir insandı ve hatta 4 yaşında bir çocuktu ve hata yapabilirdi.Senin yok mu sanki hiç hataların,niye bana böyle saçma bir soru sordun ki şimdi der gibi baktı bana.
Oysa biz ne çok eleştiriyoruz birbirimizi hatalarımızdan dolayı ve sırf karşımızdaki bize kızmasın,biz haklı çıkalım diye ne çok inkar ediyoruz hatalarımızı ve ne çok başkalarını suçluyoruz hatalarımızdan dolayı.Ne çok yargılıyoruz birbirimizi inancımızdan dolayı,kıyafetimizden dolayı,tuttuğumuz takımdan dolayı...
Öğrenciyken yapmadığımız ödevimiz için hiç gelmeyen elektriği suçladık,trafik kazalarında mutlaka karşı taraftır suçlu olan.Çalıştığınız iş yerinde bir sorunla karşılaşmışsanız eğer onun suçlusu asla siz değilsinizdir.Hele ucunda para olan bir konuda hata yapılır mı hiç canım!..Daha saysam neler çıkar...Oysa ki ne büyük erdemdir hatasını kabul etmek.Evet ben suçluyum burada hata benim demek...

15 Ocak 2012 Pazar

HOŞÇAKAL DEDE


Çok konuşmazdı O
Küfürü hiç sevmezdi,edene de kızardı
Her gittiğimizde yerindeydi
Kendi halinde bir adamdı O
İhtiyacı olmadığı halde sırf boş durmamak için
Sokaklarda simit satan,plastik şişe toplayan adamdı O
Bir erkeğin olması gerektiğinden fazla duygusaldı
Her bayram,bir bayram sabahı ölen anneciğine ağlardı
Herşeye rağmen şükreden dedemizdi O
Bugün O'nu kaybettik ve O'nu anlatan en güzel resim bu
Son nefesini verdiği,uğruna şehirdeki rahat hayatı elinin tersiyle ittiği
Bahçesine çiçekler ektiği,çatısını bilmem kaç kere tamir ettirdiği ev
Yaz sabahları bu kapının önünde kahvaltı etmek gibisi yoktu bizim için
Biz yine yarın o kapının önünde olacağız dedeciğim
Ama bu defa ağlatacaksın bizi...

13 Ocak 2012 Cuma

SULTAN LOKUMU














MALZEMELER

1 kg süt
2 su bardağı şeker
2 su bardağı un
1 paket margarin yada tuzsuz tereyağı
1 Paket vanilya yada şekerli vanilin
Ceviz ve tarçın
Hindistan cevizi yada kakao

HAZIRLANMASI

Un ve yağı kavurun.Şekeri ilave edin ve kısık ateşte kavurmaya devam edin.Sütü de karışıma azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin.Karışım muhallebi kıvamına gelince ocaktan alın,vanilyayı da ekleyip son bir defa mikserle çırpın.Karışımı 2-3 saat buzdolabında dinlendirin.Daha sonra karışımdan ceviz büyüklüğünden parçalar alın içerisine tarçın ve ceviz koyup,elinizle istediğiniz şekli verin.Son olarak hindistan cevizi yada kakaoya bulayıp kürdan batırın.Lokumlarınızın dağılmaması için servis zamanına kadar buzdolabında muhafaza edin.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Rulo Kek ile Pratik Doğumgünü Pastası












MALZEMELER
  • 2 adet iki katlı hazır sade pandispanya
  • 2 adet çilekli rulo kek
  • 2 poşet vanilyalı crem ole
  • 2 poşet krem şanti
  • Süt
  • 1 su bardağı fındık yada ceviz
  • Üzeri için top çikolata
HAZIRLANMASI
  • Krem şanti ve crem ole'leri toz halinde karıştırın.Süt ekleyip çok cıvık olmayacak şekilde çırpın ve yarım saat kadar buzdolabında dinlendirin.
  • Rulo kekleri dilimleyin.26-28 cm kelepçeli kalıbın iç kenarına kekleri yanyana sıralayın.
  • Hazır kek tabanının ilk katını kalıba yerleştirin.Kremadan kekin üzerine sürün ve diğer tabanı da üzerine koyup her tarafına kremadan sürün.Üzerini fındıkla süsleyin.
  • İkinci kat için daha küçük bir kelepçeli kalıp kullanarak aynı işlemleri tekrarlayın.
NOT
  • Kek tabanlarını bir miktar sütle ıslatırsanız kekiniz daha yumuşak ve lezzetli olacaktır.
  • Arasına meyve koyarak da farklı bir tat elde edebilirsiniz.
  • Kelepçeli kalıbınız yoksa yuvarlak derin kap da kullanabilirsiniz.

10 Ocak 2012 Salı

Arkadaş Şarkısını Duyunca...







Bugünlerde en çok dinlediğim şarkılardan biri bu.Sezen'in şarkıda da dediği gibi aranıza hayat girse de ,uzun zaman görüşemeseniz de biraraya gelince sanki dün ayrılmışsınız gibi muhabbete kaldığınız yerden devam edebildiğiniz arkadaşlarınızın olması ne güzeldir.
En çok onlara anlatılır dert,tasa,aşk,korku,acı,mutluluk,hüzün...Saçımı hangi renge boyasam acaba diye eşinize sorsanız en çok on dakika muhabbet edersiniz ama bir kız arkadaşla konuşulursa bu konu üzerine bir makale bile yazılabilir.Ve en çok onunla güzeldir eşinizi çekiştirmek.Çünkü O'nun eşi de sizinki gibidir:))
Başkası anlamaz siyah olan ruh halinizi,herşeyi yakıp yıkıp gitmek istemenizi.Sadece onlar anlar,çünkü onlar da sizinle aynı hormonları salgılar ve aynı depremleri yaşarlar içlerinde...
Hastalandığınızda telefonunuzu susturmayan yine onlardır.Sen aramasan da arayan,doğumgününde seni ilk hatırlayan,kına gecende tepsini tutan,doğumda çocuğunu kucaklayan,gazını çıkaran,senin için endişelenen,evinin dağınıklığına aldırmayan,beş parasız kaldığında destek olan,saçma sapan hayallerini dinleyen hep onlardır...
Ne güzeldir bütün bunları sana karşılıksız yaşatan ve bir telefon ettiğinde koşup gelecek bir arkadaşının olması ve ne acıdır koca bir ömre hiçbir arkadaşın sığdırılamaması...

5 Ocak 2012 Perşembe

GIYBET KUYUSU







Bugünlerde beni en çok rahatsız eden,içimde bulunduğum ortamı terk edip kaçıp gitme hissi yaratan ve beni için için kemiren en büyük sorun gıybet.Bence çağımızın en büyük problemi ne ekonomik kriz ,ne açlık ne de doğal afetler.
Birçoğumuzun en büyük sorunu ve bizleri farketmeden,için için yiyip bitiren en büyük hastalığı gıybet.Herhangi bir rahatsızlığınız olsa ilaç kullanırsınız,doktora gidersiniz bir şekilde müdahale edersiniz.Fakat gıybet iki hap atsanız düzelecek bir durum da değil.'' Hele hele çalışma hayatında o kadar çok düşülüyor ki bu gıybet kuyusuna.
''Falanca şu raporu yanlış yazmış biliyormusun,bilmem kim eşiyle tartışmış,filancanın maaşı benden 3 kat fazlaymış halbuki hiçbir iş yaptığı da yok.'' Bir çok defa beni de çekti bu gıybet kuyusu.Bazen gerçekten düştüğüm, hatta dibe vurduğum zamanlar oldu.Ama kuyunun derinliği ve karanlığı beni hep korkuttu.
Ne kadar çok seviyoruz birbirimizin açığını aramayı,ne iyi beceriyoruz hatalarımızı birbirimizin yüzüne vurmayı,''bak gördün mü benim lafımın altında kaldı gıkı bile çıkmıyor'' durumlarını ne kadar çok yaşıyoruz.Bizim hiç mi yanlışımız yok,hiç mi yanlış anlaşıldığımız durumlar olmuyor.Her zaman doğrumuyuz,yüreklimiyiz?

Kuran-ı kerimde de demez mi '' Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.''

Ben çareyi gıybetini ettiğim kişilerle konuşmakta buldum.Gidip konuşuyorum,''durum böyle böyle,ben senin bana söylediğin şu lafa çok bozuldum,hatta şu hareketine uyuz oluyorum.''diyorum. Bazen ters tepki verenler oluyor.Bazıları saygıyla karşılıyor.Ama inanın gidip konuşmak,başkasının yanında o kişiyi çekiştirip vicdan azabı duymaktan,kişiliğinizden ve inançlarınızdan ödün vermekten ve olayın uzayıp saçma sapan noktalara gelmesinden çok daha iyi.
Oğluma dahi küçük yaşta bu durumu aşılamaya çalışıyorum.Oyun oynadığı arkadaşıyla kavga ediyor.Gelip bana şikayet ediyor.''Ben ona kızdım,bana vurdu ve şöyle şöyle söyledi ''diyor.Git diyorum bunları onun yüzüne karşı şöyle,bana şikayet etme,rahatsız olduğunu bildir.

Hasta nesiller yetiştirmemek için çocuklarımızın giydiği ayakkabı markasını,gideceği okulu,seveceği kızı,bineceği arabayı araştırdığımız kadar ahlakının da üzerine düşmemiz gerekiyor.Düşmediğimiz zaman işte böyle birçoğumuz o gıybet kuyusuna düşüyoruz.Yaş ilerledikçe de ne bir merdiven yetiyor o kuyudan bizi çıkarmaya ne de koca bir halat.